MAREŞAL ZHUKOV
Hitler’i yendi, hiç savaş kaybetmedi, Rus liderlerini gölgede bıraktı MAREŞAL ZHUKOV (1896 –1974)
“Meydan savaşlarının doğası, sınırsız inisiyatif kullanabilen ve eylemlerinin sorumluluğunu alabilmek için sürekli bir hazırlık içersinde olabilen komutanlar gerektirir.”
Zhukov Georgy Konstantinovich Zhukov, II. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’ni Mihver Devletlerin işgalinden kurtaran Kızıl Ordu’ya komuta etmiş, Doğu Avrupa’nın büyük kısmını ele geçirmiş ve Almanya’nın başkenti Berlin’e girerek Hitler’e son darbeyi vurmuştu. Ve tabiî ki bu başarıları Kremlin tarafından cezasız bırakılmamıştı!
Lideri Stalin’den daha ünlü olduğu için, kendisinde görevden el çektirilmiş, pasifize edilmiş ve kariyeri ile ters orantılı bir şekilde, sessizce, bu dünyadan göçüp gitmişti. Yine de hiçbir şey Zhukov’un ‘Sovyetler Birliği’ tarihinin en büyük, dünya tarihinin ise sayılı askerlerinden biri olarak anılmasına engel olmayacaktı. Onun adı, ‘Hiç savaş kaybetmemiş asker’ idi.
II. Dünya Savaşı tarihçisi Albert Axell, ‘The Man Who Beat Hitler’ (Hitleri Yenen Adam) isimli kitabında ünlü mareşali şöyle tanımlıyordu: “Tüm Rus generalleri gibi o da katıksız bir komünistti. Kendini her zaman iyi bir parti üyesi olarak görmesine rağmen her şeyden önce iyi bir asker ve vatanseverdi.
Strateji ve hile ustası, iyi bir planlamacı ve motivatördü. Ama acımasız ve aşırı şiddet kullanmaya meyilli bir asker olduğu inkar edilemezdi.” Zhukov, Rusya’nın önemsiz sayılabilecek bir noktasında, Strelkovka’da ayakkabıcı bir baba ile çiftçi bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, küçüklüğünde bir kürkçünün yanında çırak olarak çalışmıştı. 1915’te çarlık ordusuna katılan Zhukov, sırasıyla 106. İhtiyati Süvari Alayı’nda ve 10. Dragoon Novgorod Alayı’nda görev yaptı. Gözü pek bir askerdi. Bunu da I. Dünya Savaşı sırasında iki defa Üstün Hizmet Madalyası alarak gösterecekti. 1917 Ekim Devrimi, birçok yaşıtı gibi onun da hayatını değiştirmiş, Bolşevik Partisi’ne katılmıştı. 1918-1921 yılları arasında yaşanan Rus İç Şavaşı sırasında birçok çatışmaya katıldı. 1921’de Tambov isyanını bastırmakta gösterdiği başarıyla, sadece iç savaş esnasında dağıtılan ve o dönemin en yüksek askeri nişanı olarak kabul edilen Kızıl Sancak Savaş Madalyası’na layık görüldü. 1923 yılına gelindiğinde Zhukov bir alayın, 1930’da ise bir tugayın başındaydı. O zaman için yeni bir teori olan ‘silahlı mücadele’nin çok keskin bir taraftarıydı. Detaylı plan yapması, katı disiplini, tutuculuğu ve tutumunu asla değiştirmemesi ile sivrilmişti. Kısmetliydi de. Rus diktatör Joseph Stalin tarafından 1937-39 yılları arasında gerçekleştirilen ve binlerce ordu mensubunun ajanlık ve işbirlikçilik suçlaması ile idam edildiği Büyük Temizlik (Great Purge) esnasında hayatta kalmayı başarmıştı. İç savaşın ardından Zhukov, zırhlı birliklerin savaşlardaki rolü üzerine kafa yormaya başladı. İnsan kaybının getirdiği maliyet Zhukov’a, zırhlı birliklerin ön planda olduğu yeni bir savaş modeli geliştirilmesi konusunda ilham vermişti. Bu fikrini ilk olarak Japonlara karşı hayata geçirecekti.
Zhukov ile ilk tanışan Japonlar oldu
Zhukov, 1938 yılında patlak veren Rus-Japon savaşı üzerine Birinci Sovyet-Moğol Ordu Grubu’nun komutasını devraldı. Japonlar, 80 bin asker, 180 tank ve 450 uçakla ilerliyorlardı ki, emrindeki iki tank tugayı ile harekete geçen Zhukov, Khalkhin Gol Savaşı’nda cephe savaşı emri verdi. Çift Sarma manevrasıyla, tanklarını önüne katarak, Japon hatlarına kanatlardan saldıran Rus kumandan, motorlu topçular ve piyadelerin de desteğiyle, 6. Japon Ordusu’nu kuşatarak lojistiğini kesti. Düşman birkaç gün içinde tuş olmuştu. Bu başarısından dolayı Zhukov’a ‘Sovyetler Birliği Kahramanı’ unvanı verildi. Lakin hiç kimsenin Zhukov’un bu başarısını görecek hali yoktu çünkü tüm savaşların anası; II. Dünya Savaşı başlamıştı. Bununla birlikte Zhukov’un bu savaş taktiklerini yakından izleyen birileri de yok değildi; Almanlar! Derslerini iyi çalıştıklarını, 1940’ta Fransızlara karşı giriştikleri ve vurucu güç olarak piyade destekli tank birliklerinin hücumuna dayanan Blitzkrieg (Yıldırım) Savaşı ile göstereceklerdi. 1940’ta Orgeneralliğe yükselen Zhukov, cesareti, birikimi ve yetenekleriyle Stalin’in dikkatini çekince, kısa bir süre de olsa Genelkurmay Başkanlığı yapmış, aralarında yaşanan anlaşmazlığın ardından da görevden alınmıştı. İlginç bir şekilde bu durum, Zhokov’un 1941’de Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgali sırasında uğranan büyük toprak kayıplarından sorumlu tutulmamasını sağlayacak ve Stalingrad Kuşatması’ndan20 itibaren II. Dünya Savaşı kahramanlarından biri olmasının yolunu açacaktı. Almanların Rusya’yı işgal etmek için başlattığı Barbarossa Operasyonu, insanoğlunun gördüğü en büyük harekâtlardan biri olarak tarihe geçiyordu. 5 bin tank ve 3 bin uçağın desteklediği bir milyon civarındaki Alman askeri, yıldırım hızıyla girdikleri Rus topraklarında hızla ilerleyerek, Stalingrad’ı güneyden vurmaya başlamış, Moskova’nın dış mahallelerine dayanmış ve Leningrad’ı da kuzeyden kuşatmışlardı. Zhukov’un ilk büyük testi, Moskova’yı kurtarması olacaktı. Bunun için şehirde ne kadar araba varsa bunlardan yaptırttığı bariyerlerle sokakları Alman zırhlılarına kapattırmış ve gerilla savaşıyla düşmanı püskürtmüştü. Ama Hitler’e asıl esaslı darbeyi, ünlü Stalingrad Savaşı’nda vuracaktı.
Stalingrad fatihi Nazileri durduruyor
Rus topraklarında çekirge sürüsü gibi ilerleyen 235 bin kişilik Alman 6. Ordusu’nun hedefi, Stalingrad’dı. Hitler, özellikle baş düşmanı olarak gördüğü Stalin’in adını taşıyan bu şehrin alınmasına sembolik bir önem veriyordu. Alman birlikleri başlangıçta şehrin dış mahallelerini ele geçirmeye başlasa da, Rusların yoğun topçu ateşinden dolayı yerlerine çakılmışlardı.
Şehri almaya gelen Alman askerleri, Zhukov’un komutasındaki Kızıl Ordu’nun destansı direnişiyle durdurulmuş, uzun bir süre harabeye dönmüş şehirde verilen gerilla savaşıyla düşmanın direnci kırılmıştı. 4 bin topla gökyüzünden ölüm yağdıran Ruslar, kuşatmaya gelen Almanları kuşatmıştı. Taş üzerinde taş bırakmayan çarpışmaların ardından teslim olan Mareşal Friedrich Wilhelm Ernst Paulus komutasındaki Alman 6. ordusundan geriye 95 bin asker kalmıştı!
Bunlardan sadece 5 bin kadarı Almanya’ya geri dönebilmiş, diğerleri salgın hastalıkların, ‘General Kış’ın ve açlığın kurbanı olmuş, Sibirya steplerinde kaybolup gitmişlerdi. Paulus ile birlikte 24 Alman generalinin de Zhukov’un birliklerine teslim olduğu Stalingrad Zaferi, II. Dünya Savaşı’ndaki doğu cephesinin; birçok tarihçiye göreyse tüm savaşın dönüm noktası olmuştu. Stalingrad, Alman yayılmasını durdurmuş, bu andan itibaren Naziler savunmaya çekilirken, müttefikler de Berlin’e doğru yürümeye başlamıştı.
Savaş sonrası Zhukov’u kapağına taşıyan Time dergisi, ünlü Rus mareşal için şu ifadeleri kullanıyordu: ‘Milyonlarca insanı binlerce kilometrekarelik alanda, tank, top ve hava kuvvetleri ile birlikte şaşmaz bir şekilde kumanda etmeyi başaran Zhukov, doğuştan asker ve su katılmamış bir komünistti. Fransızca, Almanca ve İspanyolca biliyordu ve Hannibal hayranıydı.’ Moskova ve Stalingrad’da Nazi savaş makinesini durdurmayı başaran Zhukov, Ocak 1943’te Almanların Leningrad kuşatmasını da yardı. Ardından Bagration Operasyonu (İsmini Napolyon Savaşlarının ünlü ismi Rus-Gürcü generali Pyotr Bagration’dan alır) ile Almanlara bir darbe daha vuran Zhukov’a zafer dayanmıyordu (Bazı tarihçiler Almanları Beyaz Rusya topraklarından söküp atan bu operasyonun, savaşın en büyük operasyonu olduğunu düşünür.) Bagration’un ardından Nazileri, Rus topraklarında bir kez daha ve son olarak Kursk Savaşı’nda mağlup eden Zhukov’un tankları, Almanları ezip geçmişti.
Rus topraklarından Almanları çıkartmayı başaran Zhukov’un işi bitmemiş, bu kez de düşmanı kovalama safhasına geçmişti. Alman işgali altındaki Doğu Avrupa’ya doğru ilerlemeye başladı. Bu ilerleyiş esnasındaki en büyük silahı ise, o zamana kadar yapılan en gelişmiş tank olan T-34’ler olacaktı. Artık hedef Berlin’di. 1945’te Almanlara karşı son saldırısını başlatan Zhukov komutasındaki Kızıl Ordu, nisanda Hitler’in başkentine girdi. 8 Mayıs gece yarısından önce Zhukov’un da bulunduğu bir ortamda Alman subaylar, Teslim Belgesi’ni imzalıyordu. Savaş doğu cephesinde bitmiş, Zhukov, Rusya adına savaşa damgasını vurmuştu.
Popülaritesini kıskanan Stalin, Kruşçev ve Brejnev gibi Sovyet liderlerinin kendisini gözden düşürme çabalarına karşın, 1957’de Moskova’da Hindistan büyükelçisi olarak görev yapan Krishna Menon, “Komünist Parti, Zhukov’u halkın gözünden uzakta tutmayı başarabilir ama kalplerden çıkarmayı başaramayacaktır.” demişti. II. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde Stalin (solda) ve Zhukov, Kızıl Meydan’da bir geçit merasimi izlerken. Şöhreti Stalin’i rahatsız edince… Savaşın hemen ardından Zhukov, 10 Haziran 1945’te Al-



Yorumlar
Yorum Gönder