NICOLAE IORGA

NICOLAE IORGA HAYATI ve KİŞİLİĞİ

Osmanlı-Türk tarihi üzerinde burada yayınlanan bu anıtsal kitabın yazarı Nicolae Iorga (Jorga), aynı zamanda 1910-1940 yıllarında Romanya’nın akademi ve siyaset hayatında, üniversite rektörü, Akademi başkanı, Millet Meclisi Başkanı ve Başbakan olarak en önde rol oynamış sıradışı bir şahsiyettir. Iorga (Jorga) Romanya’nın gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi sayıldığı gibi, eserleri çeşitli dillerde, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD’de defalarca basılmış, dünyaca tanınmış bir tarihçidir. 

1908’de Almanya’da ünlü bir dünya tarihi (Geschichte der Europaischen Staten) serisinde Osmanlı Tarihi’nin yazılması düşünüldüğünde, bu iş Iorga’dan istenmiş, burada Türkçe çevirisi yayınlanan beş ciltlik Geschichte des Osmanischen Reiches, (Gotha, 1908-1913), onun kaleminden çıkmıştır. 

İnanılmaz bir enerji ve üretkenliğe sahip bu seçkin yazar, 1300 (evet bin üçyüz) kitap ve on binin üstünde makale yayınlamış, birçok bilimsel ve siyasi dergi çıkarmıştır. Iorga, 17 Haziran 1871’de Romanya kuzeyinde Botaşani şehrinde doğdu, 19 yaşında Yaş Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni parlak derece ile bitirdi; sonra Fransa ve Almanya’da yüksek tahsiline devam etti. 

1893’de Leipzig Üniversitesinde Felsefe Doktoru payesini kazandı. Iorga, Avrupa’da bulunduğu yıllarda arşiv ve kütüphanelerde, ileriki eserleri için hummalı bir faaliyet içinde binlerce belge topladı (bu malzemeyi 1898-1899 yıllarında Bükreş’te, Romenlerin Tarihine ait Belgeler (3 cilt) ve Yabancı Kütüphanlerde Romenlerin ne ait Tarih Araştırmaları (2 cilt), Kili ve Akkerman üzerine araştırmalar, sonraları Paris ve Bükreş’te, 1899-1916 arasında 6 cilt halinde Notes et Extraits pour servir à l’histoire des croisades au XVe siècle adlı eserlerde tarihçilerin kullanımına sunmuştur). 

Iorga, belge, kitabe ve yazma yayınlarını ömrünün sonuna kadar sürdürmüş (Hurmuzaki Kolleksiyonu’nda 1897-1936 arasında 8 cilt), böylece tarihçilere Balkan ve Osmanlı tarihi üzerinde paha biçilmez bir kaynak hazinesi bırakmıştır. Iorga’nın orijinalliği ve üretgenliği, herşeyden önce bu kaynak araştırmalarına bağlıdır. 

Iorga’nın siyasi aktivist ve devlet adamı olarak olaylarla dolu hayatından burada sadece bir nebze sözedebiliriz. Iorga, siyasete 1905’de yayınlamaya başladığı Samanatorul adlı haftalık dergi ile atıldı, 1907’de sınırdışı Romenlerin haklarını savunan Romen Kültür Birliği (ASTRA) başkanı oldu. 

Milliyetçi ve liberal halkçı bir politikacı olarak, Romen halklarının birliği (Trasylvania ve Bessarabia’daki Romenler), köylülerin durumunu iyileştirme (toprak dağıtımı) yolunda önce eğitim ve yayın vasıtasıyla, sonra nüfuzlu aktif politikacı kişiliğiyle (Millî Demokratik Parti kurucusu 1910, Millet Meclisi Başkanı ve 1 Nisan 1931-6 Haziran 1932 arasında Başbakan) Iorga, 1910-1940 arasında Romen siyasetinde ön planda rol oynadı. 

O, hayatı boyunca “Apostol al Neamului” (Millet davasında Havari) olarak tanınmıştır. Özellikle, I. Dünya Savaşı sonunda Paris Barış Konferansı’nda Büyük Romanya için canla başla çalışmış, bu hizmeti karşılığı 1919’da Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçilmiştir. Bir kelime ile Nicolae Iorga, bilim alanında olduğu gibi, siyaset alanında da büyük işler başarmış bir devdir. 

Romen tarihinin bir dönüm noktasında ortaya atılan Iorga, muazzam yayın faaliyeti, üniversite hocalığı ve ön planda siyasi liderliği ile Roman halkına büyük bir misyon aşılamayı hayatının gayesi bilmiştir. Bu misyon, Romen milletinin kadim Roma’ya kadar giden tarihî Romanite karakteri ile bağımsızlığını korumasıdır (Tanınmış Bizantinist F. Dölger1 Romenlerin eski Roma Latin kültürünü devam ettirdikleri teorisine katılmıyor, daha ziyade Bizans-Ortodoks dinî kültürünün egemen olduğunu kabul ediyor. 

Romen voyvodalıklarının ortaya çıkışında Karadeniz kuzeyinden gelen Turânî kavimlerin, özellikle XIII. Yüzyılda Kıpçak-Kuman Türklerinin etnik ve siyasî belirleyici rolü de unutulmamalıdır (Vlaho-Kuman egemenliği). Romen milleti, diyor Iorga, tüm tarih boyunca yabancı milletlere karşı Latin-Roman varlığını korumasını bilmiştir. Onun tarihî misyonu, Romen halklarının bağımsız Büyük Romania’da birleşmesidir. Millete bu misyonunu tarih öğretecektir (Atatürk’ün Anadolu Türk halkına millî bilinç vermek, Türk milletini yaratmak için Orta-Asya Türk tarihi ve öz Türkçeye yönelmesi gibi). 

Genelde Iorga, bilimsel faaliyetinde, dünya siyasi olaylarını izleyerek tarih bilimini gelişmelere etki yapacak bir araç olarak kullanmak istemiştir. Eflak ve Buğdan Voyvodalıkları üzerinde Osmanlı-Türk egemenlik döneminde, Iorga olumlu yanlar bulur. Osmanlı himayesinin Romen milletini Slavlaşma tehlikesine karşı koruduğuna inanır. Gerçekte, 14-17. yüzyıllarda Lehistan, 18-19. yüzyıllarda Rusya, Romen voyvodalıklarını sürekli istila tehdidinde bulunmuşlardır. 

Eflak voyvodaları Osmanlı karşısında, öteki Balkan prenslerinden daha güçlü bir tarihî rol oynamıştır. Evvelâ, Tuna’nın ve ormanlık tabiatının koruması altında Eflak, doğu Bulgaristan gibi Türk göç hareketine hedef olmadı; sâniyen Eflak, ilkin güçlü Macaristan Krallığı, daha sonra Habsburglar ile Osmanlı devleti arasında bir baskül-denge siyaseti güderek varlığını koruyabildi. 

Üçüncüsü Eflak, Osmanlı ülkesi ile Orta Avrupa arasında (özellikle Braşov transit merkezi) büyük ticaret yolu üzerinde idi ve zengin kaynaklara sahipti; tüm Balkanlara o zaman Eflak kaya tuzu sevkediyor; kasaplık hayvan ve ağaç (kalas=Galatz) ihracı ile Osmanlı ekonomisi için vazgeçilmez bir önem taşıyordu; nihayet 100 bin altına varan Eflak haracı, Osmanlı hazinesi için oldukça önemli bir kaynak oluşturmakta idi. Sultan, Türklere Tuna ötesine Eflak’a gidip yerleşmeyi kesinlikle yasaklamıştı ve Voyvodanın özerklik haklarını titizlikle gözetiyordu. 

Buğdan da özerkliğini aynı biçimde Lehistan ile tampon ülke durumuna ve ekonomik önemine borçlu idi. Iorga, voyvodalıkların ekonomik önemi üzerinde değerli araştırmalar yayınlamıştır. Romen tarihçi, I. Dünya savaşı başında 1914’de Bükreş’i ziyaret eden bir Türk profesörler heyeti önünde tarihi verileri anarak, Türk-Romen ilişkileri üzerinde dostça sıcak bir konuşma yapmış ve geleceğe yönelik ilginç değerlendirmelerde bulunmuştur. 

Iorga’da Tarih Görüşü Doktorasını 1893’de Leipzig Üniversitesi’nde yapan Iorga’nın tarih eserlerini inceleyenler, onu 19. yüzyılda gelişen Alman tarihçi mektebine bağlarlar. Bugün olduğu gibi o zaman da tarihçiler iki kampa ayrılmışlardı. Tarihi bir yanda felsefe hizmetinde (bugün sosyoloji hizmetinde) insan düşüncesinin ve sosyal kurumların gelişimini belirlemeye yönelik bir araştırma metodu sayanlar; öte yanda herşeyden önce geçmişteki olayları ve gelişmeleri belgelerin ışığı altında gerçek yüzü ile olduğu gibi tespite çalışanlar. 

19.yüzyıl başlarında birinci akımı Hegel, ikincisini Ranke temsil ediyordu. Bununla beraber, her iki yaklaşım tarzı sonuçta, tarihin topluma yön gösteren rolü üzerinde birleşiyordu. Özetle, o zaman tarih, devlet ve toplumlar için vazgeçilmez önemde bir bilim dalı olarak tanındı; devletler üniversite tedrisatında tarihe öncelik verdiler; arşivler yeniden dikkatle örgütlendi2. Özetle, Iorga’da iki gelenek, Romanité (Roma latin geleneği) ve 19. yüzyıl Alman romantik tarih yorumu Iorga’nın tarihçiliğine yön vermiştir. 

Roma kültür geleneğini temsil eden milletlerin Romanite’si, Iorga’ya göre dilde, sanatta ve davranışta değişmeden tarih boyunca kendini devam ettirmiştir; bu özellikleri korumak, yabancı etkilerden kurtarmak, bir kelime ile birlik ve bağımsızlık, siyasi faaliyetin hedefi olmalıdır. 18. yüzyıl Aydınlık Çağı felsefesini benimseyen Romen intelligentsia’sı gibi, Iorga için de, Romanite’yi temsil eden tüm Romen halklarının birleştirilmesi tarihî bir misyondu; bunun bilinci tarihten geliyordu, gerçekleştirilmesi ise siyasi faaliyetin son gayesi olmalı idi. 

1908’de Iorga, Valentii-de-Munte’de, özellikle boyunduruk altındaki bölgelerden gelen gençler için Romen kimlik bilincini pekiştiren yaz dersleri örgütlemiştir. İdealist tarihçi için hedefine erişen millî devletler, ahenkli bir dünya sistemi oluşturacaktır; bunun bilincini de evrensel tarih bilimi getirecektir. Iorga’ya göre gerçek tarih böyle bir tarihtir. 

19. yüzyıl romantikleri, Iorga gibi, yazılarında millî devletlerden kurulu barış içinde böyle bir dünyanın yaratılabileceği düşünü beslediler. Iorga, son yıllarında politika hayatından çekildikten sonra dünya tarihini bir bütün olarak ele alıp yazma işine girişti (bu eserin yalnız birinci cildi çıkmıştır). Ama gerçekte, devlet hizmetinde bağnaz milliyetçi tarihçi, Doğu –ve Orta–Avrupa’da, ancak soykırımlara meşrûluk kazandırmak iddiasından başka bir şey yapmamıştır. 

Iorga’nın tarihî-millî romantizmi, realitede savaşlar ve kıyımlarla sonuçlanan bir anarşi ortamıyla sonuçlandı (Pearton). Tarihî haklar iddiası, günümüzde dahi, pax Ottomana’nın egemen olduğu bölgelerde, Filistin’den Bosna’ya kadar soykırımlarla haklılığını kanıtlamak çabasındadır. 19.y.y.da Balkanlar’da millî devletlerin kendi aralarındaki savaşları bir tarafa bırakalım, Balkanlı Müslüman nüfusa karşı katliâmlar, günümüzde göçe ve kimliğini bırakmaya zorlama zulmüne ve nihayet Bosna’da tarihin hiçbir döneminde görülmemiş vahşetlere sahne olmuştur.

Prof. Dr. Halil İNALCIK 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zekeriya Öz

Yaşar Nuri Öztürk

Güldem Atabay